İletişim Başkanı Duran: Ayasofya’nın kubbeleri yeniden tekbirlerle ve Kur’an tilavetleriyle yankılandı

Haber gorseli

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Türkiye Uluslararası İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Fethin Nişanesi, Medeniyetin Kalbi: Çağları Aşan Mabet Ayasofya’ programına katıldı. Programa İletişim Başkanı Duran’ın yanı sıra Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ve davetliler katıldı.

‘İSTANBUL’UN SİLUETİNE NAKŞEDİLMİŞ İHTİŞAMLI BİR YAPI’

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi; medeniyetimizin gönül dünyasında müstesna bir yere sahiptir. Bu mukaddes mabed aynı zamanda insanlığın ortak mirasıdır. İstanbul’un siluetine nakşedilmiş ihtişamlı bir yapı, bir mimarlık şaheseridir. Farklı medeniyetlerin notalarıyla bezenmiş, adeta çağları birbirine bağlayan bir melodidir. Ayasofya’nın duvarlarında mimarların hünerleri, kubbesinde mühendislerin dehası, taşlarında imparatorlukların hatırası ve minarelerinde İstanbul’un fethinden bugüne yansıyan seda; ezan-ı Muhammedi vardır. Ayasofya, İstanbul Fethi’nin nişanesidir. Peygamber efendimizin ‘Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur’ ifadeleriyle övülen Fatih’in bizlere bıraktığı eşi benzeri olmayan bir mirastır. Bizleri bugün, burada bir araya getiren şey, bu mirasa sahip çıkma görevi ve sorumluluğudur” dedi.

‘AYASOFYA 86 YIL BOYUNCA CEMAATE VE SECDEYE HASRET KALDI’

Duran, “Ayasofya 86 yıl boyunca cemaate ve secdeye hasret kaldı. Bu hasret, yıllarca şairlerimizin, mütefekkirlerimizin ve sanatçılarımızın eserlerinde derin bir hüzün ve güçlü bir ümit olarak dile getirildi. Bizler için de Ayasofya’nın ibadete açılması adeta bir Kızılelma’ydı. Ayasofya’nın ibadete açıldığı süreçte yaşanan tartışmaları hatırlayalım. Bazı siyasetçilerin açıklamalarını, sözüm ona akademisyenlerin değerlendirmelerini. Ayasofya’nın ibadete açılmasını mümkün görmeyenleri hatırlayalım. Cumhurbaşkanımız bu tartışmalara şu sözlerle son noktayı koymuştur: ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı neyse, başkenti neyse, ezanı neyse, dili neyse, sınırları neyse, 81 vilayeti neyse, Ayasofya’nın vakfiyesine uygun şekilde camiye dönüştürülmesi hakkı da odur’ Bu anlayış çerçevesinde 10 Temmuz 2020’dealınan tarihi kararla, 86 yıllık Ayasofya hasreti sona erdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliği ve aziz milletimizin güçlü iradesi sayesinde Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi yeniden asli hüviyetine kavuştu. 24 Temmuz 2020 tarihinde kılınan ilk cuma namazıyla Ayasofya’nın kubbeleri yeniden tekbirlerle, salavatlarla ve Kur’an tilavetleriyle yankılandı. Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, geçmişe dönmek olmadığı gibi tarihe takılıp kalmak da değildir. Aksine köklerinden güç alarak geleceğe yürümektir. Bugün, o tarihi kararın üzerinden altı yıl geçmiş bulunuyor. Bu altı yıl içerisinde Ayasofya’nın mimari bütünlüğünün korunması, gelecek nesillere güvenle aktarılması ve yoğun ziyaretçi hareketliliğinin yapıya zarar vermeden yönetilmesi amacıyla kapsamlı çalışmalar yapıldı. Kubbesinden minarelerine, mozaiklerinden taşıyıcı sistemlerine kadar her bir unsuru, bilimsel yöntemler gözetilerek korundu. Tüm bu çalışmalar, Ayasofya’nın bize Fatih’in emaneti olduğu bilinci ve şuuruyla gerçekleştirildi” dedi.

‘AYASOFYA’NIN YENİDEN İBADETE AÇILIŞININ 6’NCI YILINDA İKİ ÖNEMLİ ESER’

Duran, “İletişim Başkanlığı olarak, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılışının 6’ncı yılında iki önemli eseri milletimizle paylaşmanın gururunu yaşıyoruz. ‘Muhteşem Mabed Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’ kitabımızda Ayasofya’nın tarihi, mimari, sanatsal ve manevi derinliğini kapsamlı bir şekilde ele alan akademik ve kültürel bir başvuru kaynağı oluşturmayı hedefledik. Kitabımız bir yandan Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasının ardından yapılan ve devam edilen çalışmaları ele alırken, diğer yandan Yahya Kemal’den Necip Fazıl’a, Nazım Hikmet’ten Sezai Karakoç’a birçok şairimizin ve basın tarihimizin önemli kalemlerinin, yıllar boyunca Ayasofya hakkında kaleme aldıklarını da bir araya getiriyor. ‘CİMER’in Hiç Dinmeyen Gündemi: Ayasofya Müzesi’nden Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’ne’ kitabımızda ise vatandaşlarımızın CİMER’e gönderdikleri; Ayasofya’nın açılmasına yönelik taleplerini ve sonrasında tebrik ve memnuniyetlerini ifade eden mesajları derledik. Ben her iki kitabın da Ayasofya’nın milletimiz nezdinde ifade ettiği anlamı tarihe not düşen önemli eserler olduğu kanaatindeyim” dedi.

‘AYASOFYA, MÜSLÜMANLARIN GÖNÜL DÜNYALARINDA MÜSTESNA BİR YER’

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, “İnsanlık için yeni bir çağ açan İstanbul’un fethinin en önemli sembolü olan Ayasofya, Müslümanların zihin ve gönül dünyalarında müstesna bir yer edinmiş ve tarih boyunca bu nadide konumunu muhafaza etmiştir. Ayasofya asırlar boyunca farklı inançların, kültürlerin ve büyük imparatorlukların kalbinde yer almış; her dönemin ruhu kendi bünyesinde somutlaştırmış, her dönemin ruhunu kendi bünyesinde somutlaştırmış canlı bir tarihi abidedir. Ancak 1453 yılı onun hikayesinde yepyeni ve geri dönülmez bir dönüm noktasını temsil etmektedir. 15 asrı aşan ömrüyle insanlık tarihinin en kıymetli ilim, hikmet ve ibadet mekanlarından olan Ayasofya; Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethiyle birlikte İslam’ın ilkelerinin ve nebevi değerlerinin evrensel nişanelerinden biri haline gelmiş ve yeni bir medeniyet ufkuna yelken açmıştır. Müslümanların elinde Ayasofya; İslam medeniyetinin adalet anlayışının, estetik dehasının ve evrensel iddialarının en önemli sembollerinden biri olmuştur” dedi.

yok

Author: Ahmet Şahin